
Neden Evlenemiyorum? Tek Bir Sebebi Var mı?
Güncelleme tarihi: 25 Eyl
Belki de uzun zamandır evlenmek istiyorsun. Tanışmalar oldu ama devam etmedi. Birileri seni beğendi, sen onları istemedin. Sen birini istedin, o seni istemedi. Tam olacak sandığın bir şey olmadı.
Bir süre sonra insanın zihni kendisine dönüyor: Acaba çirkin olduğum için mi evlenemiyorum? Kilolu olduğum için mi? Kısa ya da uzun boylu olduğum için mi? Yeterince cilveli olmadığım için mi? Çok ciddi olduğum için mi? Çalışan bir kadın olduğum için mi? Maaşım düşük olduğu için mi? Kriterlerim çok yüksek olduğu için mi? Bağlanma problemim mi var?
İnsan belirsizliği sevmez. Bir şey olmuyorsa sebebini bulup problemi çözebileceğine inanmak ister. Fakat evlilik matematik problemi değildir.
Kısa cevap: Evlenememenin çoğu zaman tek bir sebebi yok. Görünüşünüz veya geliriniz süreci etkileyebilir; tanışma imkânları, karşılıklı beklentiler, ekonomik koşullar ve doğru kişiyle doğru zamanda karşılaşmak da etkili olur. Kendinizi tek bir kusura indirgemeden, değiştirebileceğiniz şeylere bakmak daha dürüst bir başlangıç.

Tek bir özelliğiniz evlenememenizin açıklaması olamaz
Kilolu insanlar evleniyor. Zayıf insanlar evleniyor. Kısa ve uzun insanlar evleniyor. Çok sosyal insanlar da utangaç insanlar da evleniyor. Yüksek gelirli insanlar eş bulmakta zorlanabildiği gibi düşük gelirli insanlar da mutlu yuvalar kurabiliyor.
“Ben şu özelliğim yüzünden evlenemiyorum” cümlesi çoğu zaman gerçekliği olduğundan fazla basitleştiriyor.
Elbette bazı özellikler eşleşme havuzunuzu daraltabilir. Çok yüksek kriterleriniz varsa daha az insan size uygun olacaktır. İnsanlarla hiç tanışmıyorsanız ihtimalleriniz azalacaktır. Yakınlık kurmaktan sürekli kaçıyorsanız ilişkilerin ilerlemesi zorlaşacaktır.
Bunların hepsi etkendir. Ama etken ile kader hükmü aynı şey değildir. Bir özelliğiniz süreci zorlaştırabilir; sizi evliliğe uygunsuz hale getirmez.
Belki mesele yalnızca siz değilsiniz
Bugün evlilik meselesini konuşurken yapılan en büyük hatalardan biri, konuyu tamamen bireyin psikolojisine indirgemek.
“Bağlanma stilini düzelt.” “Kriterlerini düşür.” “Daha feminen ol.” “Daha maskülen ol.” “Kendini geliştir.” “Daha çok para kazan.” “Daha güzel görün.” “Daha çok sosyalleş.”
Bunların bazıları belirli insanlar için faydalı olabilir. Ama bazen insan kendisini yıllarca tamir etmeye çalışırken büyük bir gerçeği gözden kaçırıyor: Evlilik kurumunun kendisi büyük bir toplumsal dönüşümden geçiyor.
Kadın ve erkek arasındaki eski sözleşme değişti
Geçmişte evlilik özellikle kadın açısından ekonomik güvenlik, sosyal statü ve aile kurabilmenin temel yollarından biriydi. Bugün ise kadınların önemli bir bölümü eğitim alıyor, çalışıyor ve kendi parasını kazanıyor.
Bu nedenle birçok kadın evliliğe yalnızca hayatını sürdürebilmek için ihtiyaç duymuyor. İlgi, sevgi, duygusal yakınlık, güven, arkadaşlık, sorumluluk paylaşımı ve birlikte daha iyi bir hayat kurabilmek daha fazla önem kazanıyor.
Sorun şu ki toplumsal roller aynı hızda değişmiyor. Kadın çalışıyor ama ev içindeki geleneksel sorumlulukların tamamının da kendisinde kalmasından endişe ediyor. Erkek ise ekonomik yükün hâlâ büyük ölçüde kendisinden beklendiğini düşünüyor.
Böylece evlilik bir ortaklık olmaktan çıkıp bazen bir yük paylaşımı pazarlığına dönüşüyor.
Herkes evliliğin külfetini görüyor
Masraf, sorumluluk, çocuk, ev işi, kira, düğün, aileler, fedakârlık ve özgürlüğün kısıtlanması... Evlilik giderek hayatı güzelleştirecek bir birliktelikten çok üstlenilecek büyük bir proje gibi anlatılıyor.
Bir taraf maddi yükü tek başına üstlenmek zorunda olduğunu, diğer taraf ise hem çalışıp hem evin ve çocukların yükünü taşıyacağını düşünüyorsa iki taraf da “Ben neden bu sisteme gireyim?” diye sorabiliyor.
Belki de asıl soru evliliğin yükünü kimin taşıyacağı değil, iki insanın birbirinin yükünü nasıl hafifleteceği.
Tinder toplumu ve seçenek bolluğu
Geçmişte insanın tanışabileceği kişi sayısı doğal olarak sınırlıydı. Bugün ise telefon ekranında yüzlerce insan var.
Bu ilk bakışta avantaj gibi görünüyor. Ama seçenek arttıkça karar vermek her zaman kolaylaşmıyor. İnsan karşısındaki kişiyi tanımaya çalışmak yerine bir sonraki ihtimali düşünmeye başlayabiliyor.
Biraz daha güzeli, yakışıklısı, zengini, eğlencelisi, dindarı ya da kariyerlisi var mı diye düşünmek; karşımızdaki gerçek kişiyi hayali alternatiflerle kıyaslamamıza yol açabiliyor.
Alternatifler sonsuzmuş gibi göründüğünde insanlardan vazgeçmek de kolaylaşıyor.
Dijital cinsellik kültürü ve gerçek ilişkiler
Modern dünyada cinselliğin giderek ilişkiden bağımsızlaşması da evlilik motivasyonunu ve ilişki beklentilerini etkileyebiliyor.
Dijital içerikler gerçek insanların bedenleri ve yakınlık hakkında gerçekçi olmayan standartlar oluşturabiliyor. Bu da gerçek bir insanın kusurlarına tahammül etmeyi, yakınlık kurmayı ve ilişki için emek vermeyi zorlaştırabiliyor.
Kadından ve erkekten aşırı beklentiler
Modern eş adayı adeta kusursuz bir paket haline geldi. Kadından güzel, bakımlı, fit, feminen, akıllı, çalışkan, iyi eş ve iyi anne olması beklenebiliyor. Erkekten yakışıklı, uzun, güçlü, iyi kazanan, romantik, sadık, kariyerli ve duygusal zekâsı yüksek olması istenebiliyor.
Bunların her biri tek başına anlaşılabilir beklentiler. Problem hepsinin aynı kişide kusursuz şekilde bulunmasının beklenmesi.
Kadınlar paraya mı bakar?
Maddi durum birçok kadın için önemlidir. Ama bundan “kadınlar paraya bakar” gibi tek boyutlu bir sonuç çıkarmak yanıltıcı olur.
Evlilik ortak bir hayat kurma kararıdır. Barınma, çocuk, sağlık ve gelecek planları ekonomik gerçeklerden bağımsız değildir. Fakat yüksek gelir ile ekonomik sorumluluk aynı şey değildir.
Bir insan çok yüksek gelirli olmayabilir ama çalışkan, sorumluluk sahibi ve geleceğini planlayan biri olabilir. Çoğu zaman aranan yalnızca zenginlik değil, güven veren bir hayat kurabilme kapasitesidir.
Erkekler güzelliğe mi bakar?
Fiziksel çekim önemlidir; kadınlar için de erkekler için de. Fakat sosyal medya çağında güzellik standartları olağanüstü biçimde yükseldi.
İnsanlar artık çevrelerindeki gerçek insanlarla değil, filtrelenmiş fotoğraflar, modeller ve algoritmaların öne çıkardığı en çekici yüzlerle karşılaştırılıyor.
Oysa gerçek hayatta çekim yalnızca yüz simetrisi değildir. Ses, mimik, mizah, merhamet, zekâ, güven duygusu, konuşma biçimi ve birlikteyken hissedilen huzur da çekimin parçalarıdır.
İnsan fotoğraftan ibaret değildir.
Bağlanma problemi gerçekten etkili olabilir
Bireysel sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmak da doğru olmaz. Sürekli ulaşılmaz insanlara ilgi duyuyor, biri size yaklaştığında hızla soğuyor, yakınlık arttığında geri çekiliyor ya da her küçük kusurda ilişkiyi bitiriyorsanız bunlara bakmak faydalı olabilir.
Asıl soru şu: Benim kontrolümde olan ve ilişki kurma ihtimalimi gereksiz yere zorlaştıran bir şey var mı?
Varsa değiştiririz. Yoksa da kendimizi sonsuza kadar tamir edilmesi gereken bir proje gibi görmeyiz.
Kavvamlık tartışmasını yeniden düşünmek
İslami evlilik anlayışında sık kullanılan kavramlardan biri kavvamlık. Fakat kavvamlık yalnızca “erkek yönetir” şeklinde okunursa sorumluluk tarafı kolayca kaybolabilir.
Kavvamlık aynı zamanda yük almak, korumak, sorumluluk taşımak ve ailesinin iyiliğini gözetmek anlamına gelen bir çerçeve içinde ele alınmıştır.
Modern Müslüman toplumun belki de yeniden sorması gereken soru şu: Günümüz dünyasında kadın ve erkeğin birbirine karşı sorumlulukları nasıl adil ve merhametli biçimde kurulacak?
Eskiye birebir dönemeyiz; ama nereye gideceğimizi de henüz tam olarak bilmiyoruz.
Sekülerleşme ve bireyselleşme evliliği değiştirdi
Modern insanın hayatında kariyer, özgürlük, kişisel gelişim, hobiler, arkadaşlar ve bireysel alan çok daha fazla önem taşıyor.
Bunun güzel tarafları var. İnsanlar istemedikleri hayatlara eskisi kadar kolay mahkûm olmuyor. Fakat bunun başka bir sonucu da var: fedakârlık fikri zorlaşıyor.
Ciddi bir ilişki bazı kararları birlikte almayı gerektirir. Nerede yaşayacağınıza, zamanınıza ve kaynaklarınıza artık yalnızca tek başınıza karar vermezsiniz.
Sekülerleşmeyle birlikte evliliği ayakta tutan dini, toplumsal ve ailevi bağların ağırlığı da bazı çevrelerde azalıyor. Bu, kötü evliliklerden çıkmayı kolaylaştırırken evliliği destekleyen dış yapıların zayıflaması anlamına da gelebiliyor.
Kadınlarla erkekler birbirine kızgın
Bugünün ilişki kültüründe kadınlarla erkekler birbirlerini anlamaya çalışmaktan çok birbirlerini suçlamaya başlayabiliyor.
Bir tarafta erkeklerin sorumluluk almadığı ve bağlanmak istemediği söyleniyor. Diğer tarafta kadınların kriterlerinin gerçekçi olmadığı ve yalnızca maddi koşullara baktığı iddia ediliyor.
Sosyal medya ise çatışmadan besleniyor. Kadınların önüne erkeklerin en kötü örnekleri, erkeklerin önüne kadınların en kötü örnekleri düşüyor.
Tarihsel olarak “hiç bu kadar düşman olmadılar” demek ölçülmesi zor bir iddia. Ama dijital çağın karşılıklı güvensizliği çok daha görünür ve sürekli hale getirdiğini söylemek daha sağlam.
Bir de evlenmeyi kişisel başarı gibi anlatanlar var
Evlenen insanların kendi hikâyelerini bir başarı formülü gibi anlatması, evlenmek isteyenlerin sırtına yeni bir yük bindirebiliyor.
“Ben daha çok sosyalleşmeye başladım, sonra eşimle tanıştım.” “Şu duayı okudum, evlendim.” “Daha feminen oldum.” “Kriterlerimi değiştirdim.” “Kendime yatırım yaptım.”
Bazen bunların devamında “Ben en iyisini kaptım” gibi bir dil de geliyor. Sanki ortada büyük bir yarış varmış ve kazanan daha becerikli olduğu için eşini elde etmiş gibi.
Oysa daha çok sosyalleşmek ihtimali artırabilir; kendini tanımak daha sağlıklı seçimler yapmana yardımcı olabilir; dua etmek kıymetli olabilir. Ama bunların hiçbiri sonucu garanti etmez.
“Ben bunları yaptığım için evlendim; sen hâlâ evlenemediysen yeterince doğru şeyi yapmıyorsun” sonucu çıkmaz.
Aynı şeyleri yapıp henüz evlenmeyen pek çok insan olabilir. Hiç özel bir strateji uygulamadan sıradan bir günde hayatının insanıyla tanışan biri de olabilir.
Bir şeyin başka bir şeyden önce gerçekleşmiş olması, mutlaka onun sebebi olduğu anlamına gelmez.
Evlilik CV'nizin ödülü değildir
Evlilik bazen bir başarı rozeti gibi görülüyor. Güzel olan evlenir, kendini geliştiren evlenir, ilişki konusunda bilgili olan evlenir, doğru davranan evlenir.
Bu mantığın doğal devamı çok acımasızdır: Evlenemediysen bir yerde eksiksin.
Oysa gerçek hayat bunu doğrulamıyor. Çok olgun insanlar kötü eş seçimleri yapabiliyor. Oldukça problemli insanlar evlenebiliyor. İlişki konusunda hiçbir şey bilmeyen biri genç yaşta hayatının insanıyla karşılaşabiliyor.
Evlilik liyakat sistemi değildir.
Bir kişinin evlenmiş olması onun sizden daha güzel, daha değerli, daha akıllı ya da ilişkiler konusunda daha becerikli olduğunu kanıtlamaz. Sizin henüz evlenmemiş olmanız da bunların tersini kanıtlamaz.
Tavsiye ile reçete arasındaki fark
“Biraz daha sosyalleşmek faydalı olabilir” başka bir cümledir. “Evlenemiyorsan yeterince sosyalleşmiyorsundur” başka.
“Kriterlerini zaman zaman gözden geçirmek iyi olabilir” başkadır. “Evlenemediysen kriterlerin yüksektir” başka.
“Dua et” başkadır. “Ben şu duayı okudum ve evlendim; sen de okursan olur” başka.
İlk cümleler insana hareket alanı verir. İkinciler ise hayatın kontrol edemediğimiz tarafını yok sayıp sonucu insanın omzuna yükler.
Bu yüzden evlilik tavsiyelerinde biraz tevazu gerekiyor. Kendi hayatımızda işe yaradığını düşündüğümüz şeyi anlatabiliriz ama onu evrensel formül haline getirmemeliyiz.
Peki neden evlenemiyorum?
Belki kriterleriniz biraz yüksek. Belki çevreniz dar. Belki yanlış insanlara yöneliyorsunuz. Belki yakınlık kurmakta zorlanıyorsunuz. Belki ekonomik şartlar etkiliyor. Belki içinde yaşadığımız kültür işleri zorlaştırıyor. Belki henüz doğru insanla karşılaşmadınız.
Ve belki bunların bir kısmı aynı anda doğru.
Bir insanın evlenmesi onlarca değişkenin aynı anda kesişmesine bağlı: doğru insan, doğru zaman, karşılıklı çekim, karşılıklı niyet, değerlerin uyuşması, hayat şartlarının uygunluğu, iki kişinin de evliliğe hazır olması, aileler, ekonomi ve coğrafya.
Ve bütün bunların ötesinde, inanan bir insan açısından: nasip.
Evlilik nasiptir
Nasip, hiçbir şey yapmadan oturmak anlamına gelmez. İnsan insanlarla tanışabilir, kendini geliştirebilir, kendi hatalarını görebilir, kriterlerini sorgulayabilir, dua edebilir ve çevresini genişletebilir.
Ama sonuç yine de tamamen onun kontrolünde değildir. Çünkü evlilik tek kişinin verdiği bir karar değildir.
Henüz evlenmemiş olmanız, sizde mutlaka yanlış bir şey olduğu anlamına gelmez.
Hiçbir şey sebep değil, her şey sebep olabilir
Belki bu yazının bütününü tek bir cümlede toplamak mümkün: Hiçbir şey tek başına evlenememenizin sebebi değildir; fakat vakti gelmediğinde her şey sebep gibi görünebilir.
Boyunuz, kilonuz, maaşınız, işiniz, karakteriniz, şehriniz, çevreniz ve kriterleriniz hayatınızın koşullarıdır.
Üzerinde çalışabileceğiniz şeyler varsa çalışırsınız. Ama kendinizi sonsuza kadar evlenebilmek için optimize edilmesi gereken bir ürün gibi görmeyin.
Çünkü evlilik bir yeterlilik sınavı değildir.
Hayatı, evlenene kadar bekleme salonında geçiriyormuşuz gibi yaşamamak gerekir. Çünkü evlilik hayatın başlangıcı değildir. Hayat zaten devam ediyor.


Yorumlar